Değerli arkadaşım Hakan İpek’in “Tiyatro, Tiyatro Olalı Böyle Eziyet Görmedi! …” başlıklı yazıma yaptığı yoruma cevap yazarak başlamıştım. Ama yazdıkça baktım ki bir yorum cevabını aştı. Bu nedenle televizyon tartışmasını içeren ayrı bir yazıya dönüştüreyim dedim.
Televizyon tartışması kritik bir tartışma. Hele çocuk sahibi olup da onun neyi izleyip, neyi izlemeyeceğine karar vermeye başladıktan sonra daha da önem kazanıyor.
Bir önceki yazımdaki Kayyu tartışmasının kökeninde yıllar önce girdiğim ve en nihayetinde zihnimde noktaladığım televizyon eleştirisi var. Yetiştiğim aile hiç bir zaman ekran karşısında bolca vakit öldüren bir aile olmadı. Benimse 1997-2005 yılları arasındaki 8 yıl boyunca yaşadığım evde televizyon dahi yoktu. Komiktir ama evlendikten sonra televizyon bize miras kaldı ve hayatımıza böylece dahil oldu. Evimize televizyon girdiği bu dönemde sevgili eşim Fethi yüksek lisans yapıyordu. Derslerinden birinde “Televizyon Öldüren Eğlence”* isimli bir kitabı tartıştılar. Ben de bu tartışmaya evden katıldım. Bu çalışma, 8 yıllık aradan sonra yaşantımıza dahil olan ve bende tam olarak tanımlayamadığım bir sıkıntı yaratan bu aletin aslında neyi deforme ettiğini anlamamı sağladı.
Kitabın iddiası şu: Televizyondaki en tehlikeli programlar sanıldığının aksine kişilere bir şeyler anlatan, düşünmeye sevk eden tartışma programlarıdır. İlginç değil mi? Magazinler, anlamsız şiddet içeren diziler, ikinci derecede tehlikelidir diyor. Bu kadar kabaca özetlendiğinde anlaşılması biraz güç. Yazarın temel olarak anlatmaya çalıştığı nokta şu: Neyi öğrendiğinizden çok; hangi düşünme yöntemiyle öğrendiğiniz önemlidir. Okuyarak öğrenmede; kişi bir yandan okurken bir yandan düşünür. Burada düşünme istemi, az ya da çok olsun ama bir nevi kendiliğinden gelişir. Duyarak – dinleyerek öğrenmede; düşünme ve muhakeme oranı düşer. Ancak televizyon yoluyla öğrenmede artık kişi kendisi iradi olarak ‘ben, bana verileni düşünüp bir süzgeçten geçireceğim’ diye özel olarak ısrar etmezse aktarılan bilgiyi aynen alıp zihninin derinliklerine atar ve böylece kabul eder. Dolayısıyla ‘aman ne kadar güzel, çocuklarımız bilgisayardan, televizyondan hızlıca bilgileri edinebiliyor’ dediğimiz noktada aslında çocuklarımız düşünmeden öğrenmektedirler. Bilgi miktarı artmakta ancak muhakeme miktarı düşmektedir. Bu nokta beyin, içindekilerle ne yaptığını bilemeyecek olan bir belleğe dönüşmektedir. Zira bilgi çoktur, ancak bu bilgilerle ne yapacağını bilememektedir. Amiyane tabiriyle mallaşmaktadır.
O nedenle oğlumun televizyonla kuracağı ilişkiyi belirlerken bazı temel ilkeler geliştirdim.
Birincisi; televizyon günün herhangi bir vaktinde açık durup, kenardan ses yapan bir alet olmadı. Sadece izlenmesi için açıldı ve izlediğimiz her neyse bittiğinde kapandı. Bir kullanma alışkanlığı geliştirilmesi için hala bunu takip ediyoruz.
İkincisi; ailesinden, çevresinden, kitaplarından, oyuncaklarından ilk elden görmediği şeylerle ilk kez televizyon aracılığıyla tanışmadı. Böylece bilgiyi edinirken sadece onu anlamasını kolaylaştıracak bir hale dönüştürebildik.
Üçüncüsü; yaşına göre programlar izleyebilecekti. Neyin çocuğun yaşına göre olduğu çok önemli. Bu noktada şiddet içeren hiçbir program bence hiçbir yaşa göre değildir.
Dördüncüsü ve belki de en önemlisi; ya gerçeği, ya hayali izleyecekti. Mümkünse her zaman mizahi, eğlenceli ve zekaya hitap eder ince bir yanı olmalıydı. Zira bu ikisini ayırmadan izlenmiş olan pikaçu nedeniyle kendini camdan atan çocuk vakasını hiç unutmamak lazım. Burada çocuğun hayalle gerçek olanı ayırt etmeyi ne kadar becerebildiğini ailenin anlaması gerekiyor.
Mesela ben oğluma bundan 4-5 ay önce Tom ve Jerry’i ilk izlettiğimde yüzündeki tedirginlik ifadesini görmeliydiniz. Çünkü aslında mizahi ve son derece sevimli olan o koşuşturmaca onu tedirgin etti. Çünkü anlayamamıştı. Şimdilik onu izlemiyoruz bu nedenle. Ama sonraki dönemlerimizde eski Walt Disney yapımlarıyla tanıştıracağım onu.
Kayyu’ya gelince; Kayyu’da her şey gerçek gibi. Ama aslında değil. Çocuklarımıza ne yaptığını bir arkadaşım sabah işine gitmek için evden çıkarken kızı bacağına sarılıp ama “Kayyu’nun annesi babası hiç işe gitmiyor, çünkü Kayyu’yu seviyor. Sen niye gidiyorsun? Beni sevmiyor musun?” dediğine anladım. Hayatın diğer gerçeklerinden bir yandan bu kadar kopukken; bir yandan bunu salt gerçeklikmiş gibi sunan bu çizgi film bu nedenle tehlikeli. Çocuklarımız Jerry’i örnek alıp; evde fareden dayak yemez ama Kayyu’nun hayatı ile kendisininkini karşılaştırıp; olmadık sorgulamalara girebilirler. Bu sorgulamaların ilki niye işe gidiyorsun; bir sonraki niye bahçemiz yok vs vs…. Tıpkı düşündüğümüzü sandığımız tartışma programlarını izlerken aslında nasıl düşünmüyorsak; çocuklarımız da Kayyu izlerken aslında hiç yaşamadıkları ve büyük ihtimalle de yaşamayacakları bir hayatın içine giriyorlar. Bence bu şiddet içeren çizgi filmler izlemesinden daha az tehlikeli değil.
Peki biz ne izliyoruz? Susam Sokağı! Bütün bu tartışmaları tüketip bir kere daha izleyin. Ne kadar çok yönlü, eğlenceli, keyifli, geliştirici olduğuna inanamayacaksınız. Ve hatta çocuğunuzla birlikte siz de keyifle izleyeceksiniz. Bir de Winnie ve Pooh var. Onu da tavsiye ederim.
*Televizyon Öldüren Eğlence (Gösteri Çağında Kamusal Söylem) – Yazar Neil Postman – Ayrıntı Yayıncılık

Televizyonu sevmemekte haklısın.Ben de hemen hiç izlemem.Bir zamanlar kaliteli filmleri ve bazı dizileri nedeni ile Cnbc-e kanalını takip ederdim,ama bu da sıkıntı vermeye başladı.Ben izlemiyorum,ama eşim sever tv karşısında vakit geçirmeyi.Benim bir dakika tahammül edemediğim kimi dizilerin de takipçisidir.O da aileden ve yetişmden gelen bir alışkanlık olmalı.Keşke bizim oğlan tv izlemese.Keşke ona daha çok vakit ayırabilsek de,bu yararsız aygıtla fazlazaman geçirmese.Ama gel gör ki,işten yorgun geldiğim zaman çocuğun oynama ve birlikte vakit geçirme istekleri karşısında kılımı kıpırdatamadığımı hissediyorum.Çocuğu tv'den tümüyle uzak tutacak kadar mükemmel bir baba olmayı isterdim,ama elimden bu kadarı geliyor...
YanıtlaSilBenim oğlumda hiper aktivite fazla.Çok enerjik,kıpır kıpır,duramıyor yerinde.Bazen o kadar sıkıştırıyor ki,kayyu başlayınca ferahladığımı hissediyorum.Sorgulamayan edilgen bir şekilde olduğu gibi alan biri olmasına katkıda bulunabilir televizyon.Fakat tv'den değilse bile mutlaka bir yerllerden bir şeyler alacak sürekli,yaşı nedeniyle.Bunları sorgulamayacak zaten..Ama bunları sorgulayacağı bir dönem gelecek illa ki.Hani diyormuş ya çocuk” kayyunun anne babası işe gitmiyor,siz niye gidiyorsunuz?”Çocuk işte,her şeyi merak ediyor.Tv'nin empoze ettikleri çocuk için iyi şeyler olmayabilir.Ama önemli olan tv nin verdiği değil anne babanın tutumu. Sorgulamadan,eleştirmeden korkmamayı öğrenmiş olsun , itaatkar bir maymun gibi eğitilmemiş olsun yeter ki.Sanıyorum önemli olan ası şey,tv yapımcılarının çocuğa nasıl baktıkları değil,biz ebeveynlerin onlara nasıl baktığı.Mesela onları dünyanın en iyi en modern eğitimini vermiş olsak da,bu süreçte ona doğru bildiklerimizi bir askeri disiplin mantığı ile dikte etmişsek, sonuçta bu çocuk eğitilmiş bir maymun olmaktan öteye geçemeyecektir.
Tom ve jerry oğlumun kendi keşfi idi.Başlarda pek birşey anlamıyordu,ama bir fare ile bir kedinin bitmez tükenmez mücadelesi onu büyüsel bir şekilde kendine bağlamıştı.Bu dizi onun son zamanlardaki hırçınlığına katkıda bulundu,fakat onu uzak tutmayı düşünmedim.Bunu internetten açmamı istiyordu,istesem onu kandırabilirdim,bozulmuş falan diyebilirdim,ama bir ses,müdahale etmemin doğru olmayacağını söyledi.Bunun yerine oturup onunla seyrettim.Şüphesiz sorularına cevap vermek oldukça zordu.Mesela kedinin neden kovaladığını,farenin neden her şeyi çalmak zorunda olduğunu,ev sahibinin ya da hizmetçi kadının fareyi neden evde istemediğini merak ediyordu,ona anlatmaya çalışsam da,bu yaşımda bile hala çözemediğim şeyleri aktarmak mümkün değildi.Ama eninde sonunda anlayacak bir gün.Farenin baskı ve yasaklarla dolu bir dünyada yaşamını sürdürmek istemekten başka hiç bir suçunun olmadığını,kedinin okulda,işte,arkadaşlıkta kendini sürekli engellemeye, haddini aşmamaya zorlayan erkin temsilcisi olduğunu,kediye karşı stratejiler geliştirmek,onunla savaşmak zorunda olduğunu...Bunları anlatabilmek mümkün değil,ama bunları değerlendirebileceği bir zaman mutlaka gelecekti.Savaşma,mücadele etme fikrini edinmesine,kendinden güçlü görünen hatta yasayı da arkasına alan şeyden asla korkmaması gerektiği gerçeğini belli belirsiz sezmesine katkıda bulunabilirdi.Gerçi birazcık saldırganca eğilimlerini güçlendiriyor da olabilirdi, Tom ve Jery birbirlerini yamultuyorlardı düpedüz,ama Tom ve Jerryi izlese de izlemese de,zaten o oral dönem dediğimiz süreçten geçiyordu ve saldırgan/ yıkıcı dürtüsellik,aslında onun narsizminin ve libidosunun gelişmesinde kaçınılmaz bir evre idi...
Yani Görkem,seninle polemik olsun diye yazmadım,sadece kendi öz deneyimlerimi anlatmak istedi.Zaten düşüncelerimin bir çok noktada sana ters gelmeyeceğini tahmin ediyorum.
Bir kez daha söyleyeyim.Keşke televizyon hiç olmasa.Fakat yumurcak o zaman da üzerime çok düşüyor ve neredeyse bütün boş zamanımı elimden almaya çalışıyor.Tv'yi yararsız olarak görenlere hak veriyorum,fakat anlattığım gibi işte...
İşte tam da senin bahsettiğin hayat koşullarımız nedeniyle Kayyu ve ailesi benim canımı sıkıyor ve bu kadar yazı yazmama neden oluyor Hakancım. Ama tekrar belirteyim bu yazı senin cevabından esinlenerek yazıldı ama cevap olarak yazılmadı. Uzun zamandır düşündüğüm bu televizyon - çocuk eğitimi meselesine bir bakış açısı sunmak niyetiyle kaleme aldım.
YanıtlaSilSonuçta; hepimiz nasıl anne babalarımızın maddi koşullarına bağlı büyüdüysek çocuklarımız da bizimkilere bağlı büyüyorlar.
Kısacası; bırak polemiği, akşamları sürünerek eve gelen çalışan aileleri olarak aynı durumda olduğumuzu düşünüyorum.
Umarım hepimizin çocuklarını güzel bir gelecek bekliyordur. Sevgilerimle...
Everyone has their very own likes and preferences, but studying 우리카지노 about the best bonuses will help you to make some choices
YanıtlaSil