19 Şubat 2011 Cumartesi

Tiyatro, Tiyatro Olalı Böyle Eziyet Görmedi ! …

                 İnsan niye tiyatroya gider? Yani mesela televizyon izlemek son derece konforlu bir etkinliktir. İçkinizi alıp, ayağınızı uzatabilirsiniz; beğenmezseniz başka bir kanala geçebilirsiniz. Sinema ise evdeki konforu vermese de görüntüsü ve ses kalitesiyle ayrı bir tat verir. Ama yine de birçok kişi tiyatrodan ayrı bir zevk alır. Oyunun ortasında kalkıp gidemeyeceğini, hıçkırık tutsa kıvranacağını, bir şey yiyip içme konforunun olmayacağını bile bile tiyatroya gitmek ister. Acaba niye? Ben bugün bu sorunun cevabını, olmayana ergi yöntemiyle öğrendim. Nasıl öğrendiğimi anlatacağım ama önce niçin ısrarla tiyatro sorusuna yanıt verelim.


                Tiyatronun tadı başkadır; çünkü sahnede oynayan kanlı canlı insandır. Sesiyle, bedeniyle, mimiğiyle size oyunun, karakterinin duygusunu yansıtır. Arada kablolar, kameralar, ekranlar ve bir dolu elektronik zırzavat olmadan insanı, halini, duygusunu ilk elden seyretmek her zaman keyiflidir. Oyunculuğun, metnin en kötü olduğu oyunlarda bile çoğunlukla sadece izlemiş olmanın insana verdiği güzel bir duygu vardır. Peki tiyatroyu tiyatro yapan unsurları çıkarırsak ne olur? Yani öyle bir tiyatro düşünün ki oyuncuların sesleri yok, ama konuşmadıklarından değil; çünkü replikler elektronik sesler olarak sahneye veriliyor. Yine öyle bir tiyatro düşünün ki her oyuncunun kafası bütünüyle birer koca kukla maketi ile kaplanmış, oyun boyunca suratlarında aynı ifade ile ortaklıkta dolanıyorlar. Mimik olmadığı gibi; kafalarındaki kukla maketleri o kadar büyük ki; bu beden dillerini de ortadan kaldırıyor. Üstüne üstlük bu bir çocuk tiyatrosu ama ne hikmetse bütün parçalar ya Fansızca ya İngilizce söyleniyor… İşte bu, adına yapımcılarının utanmadan tiyatro adını verdiği meşhur “Kayyu’nun Hayal Dünyası”*.
               Geçen hafta 2,5 yaşımdaki oğlumu tiyatroya götürmeye karar verdim. Ancak çocuk tiyatrolarının ilanlarında kaç yaşa göre oyunlar olduğu ya yazmıyordu ya da oyunlar daha büyük çocuklar için hazırlanmışlardı. Ben de çizgi filminden dahi pek hazzetmediğim Kayyu’nun Hayal Dünyası’nı seçmek zorunda kaldım. Çünkü +2 yaş ibaresi çok açıktı. Bir de hali hazırda bildiği bir karakterin oyununu izlerse tiyatroya daha çabuk alışabileceğini ve seveceğini düşündüm. Yanlış bir ön kabul değildi bu ama keşke izlediğimiz tiyatro olsaydı…
                İşin aslı; Kayyu’nun olduğu hiçbir etkinlikten; ne tiyatro, ne çizgi film, ne kitap; fazla bir şey beklemem. Bizim evde Kayyu’nun ismi “Mal Kayyu”. Bu nedenle oğlumun en az izlediği çizgi filmlerden biri. Hala arada bir de olsa izlemesine izin vermemin nedeni; alkolle dışarıda tanışacağına evde tanışsın diyip, çocuğun ilk içkisini evde içirme mantığıdır. Çocuklar arasında o kadar yaygın bir izleyici kitlesi var ki tamamen yasaklamak daha sakıncalı olabilir. Niye Mal Kayyu? Çünkü olumlu örnek olarak sadece itaatin sunulduğu ve bu itaatin karaktersizliğe dönüştürülecek düzeyde çocuğa içselleştirildiği bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Dizinin yazarlarının “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” diyen kaynanalar gibi çocuğa bir şey anlatıyormuş gibi yapıp, sürekli aileye mesaj vermesi de bir süre sonra hakikaten bayıyor insanı. Kaldı ki her olayın son derece gerçekçi şekilde kurgulandığı Kayyu’nun evindeki; aylak ve sürekli evde bulunan, buna rağmen ekonomik bir derdi olmaksızın tripleks bir bahçeli evde yaşayan anne-baba karakterlerinin bizim çocuklarımıza kötü örnek olduğunu da düşünüyorum. Zira bizim çocuklarımızın anne - babalarının; gelecek kaygıları, gün içinde yoruldukları, gerildikleri ve bazen eve paspas gibi geldikleri işleri var. Bu yüzden de her zaman sinirleri alınmış gibi değiller. Ve bütün gün evde boş boş gezinmemelerine rağmen birçoğu triplekste yaşamıyor; çocuklarının da bahçe de kendilerine ait bir kum havuzları yok.
                    Bugün tiyatro (!), Kayyu’nun klasik giriş müziğiyle başlayıp; Kayyu’yu canlandırması gereken kişi kafasındaki ifadesiz Kayyu maketiyle ortaya çıktığında tüylerim ürperdi. Tiyatro diye bize çizgi film müsveddesi mi izletecekler diye düşünmeme kalmadan çizgi filmlerinde arkadaki anlatıcı ses olan kadın sesi konuşmaya başladı. Olamaz dedim içimden, umarım şu yüzlerini, mimiklerini göremediğimiz oyuncular bir zahmet kendileri konuşurlar. Korktuğum başıma geldi. Konuşmadılar, onların sesleri de çizgi filmdeki seslendirmelerin seslerinden sahteye hoparlörlerle verildi. Mimik yok, beden dili yok (zira taşımaları gereken koca bir kafaları var), oyuncunun sesi yok (yani aslında replik yok). Üstüne üstlük senaryo da yok. Çünkü televizyondaki bölümlerin hemen hemen aynısını aktarmışlar. Hani Kayyu’nun “hayal dünyası” ya oyunun ismi; en azından senaryo çizgi film konularından öte olabilirdi ama değil. Kısacası tiyatro yok. O zaman ne bu? Ne olacak; kötü bir televizyon kopyası. Ama tiyatro adı altında. (İnanmayanlar http://www.caillouturkey.com/’deki videoya bakabilirler)
                 Yanlış anlaşılmasın; burada bir kavram tartışması yapmıyoum. Siz şovunuza nasıl tiyatro dersiniz, demiyorum. Bu da denebilir, ama mesele bu kadar basit değil. Tiyatronun çok önemli bir yanı var. İnsani iletişimin en eski yönünü, özünü içinde taşıyor olması. Bilgisayardan, kağıttan, yazıdan ve hatta sözden önceki iletişim biçimi yani beden dili. Bakış, dokunuş, ifade, duruşla anlamlanan o dil o kadar canlılığın özüne ilişkin bir iletişim biçimi ki; bunu ortadan kaldıran her adım insanlığın yadsınmasıdır. Televizyonun yok ettiği iletişimi; bir de televizyonu tiyatro gibi göstererek bir kez daha yok etmenin anlamı ne?
                  Ben sanat eleştirmeni falan değil. Ama en nihayetinde tiyatro izledim. Tiyatro olanla olmayanı ayırt edebilirim. Ancak henüz bunun ayrımında olmayan ve olması da mümkün olmayan çocuklarımıza tiyatro diye bunu sunmanın anlamı ne?
                Bugün oğlumla birlikte Kayyu’nun manasız şovunu izlerken; en çok sıkıntı duyduğum nokta şuydu: Ya oğlum, izlediği bu Amerikanvari, garip şovun tiyatro olduğunu sanırsa? Ya oğlum büyürken tiyatro denen sanat son nefesinin verir de televizyonun bayağı kopyalarını tiyatro diye izlenmeye başlarsa? Ya oğlum tiyatro diye sadece bunları izlemiş olan çocuklarla büyümek zorunda kalırsa?
                 Tavsiyem odur ki; çocuğunuz Kayyu seviyorsa ve ille de izleyecekse televizyonda izlesin. Televizyondaki bölümlerinin daha eğlenceli olduğuna emin olabilirsiniz. Yok yine de Kayyu’nun hayal dünyasına götürecekseniz; bari ortada bir hayal dünyası olmadığını; bir de bunun tiyatro olmadığını anlatın ki; zaten televizyon, bilgisayar, cep telefonunun oluşturduğu bermuda şeytan üçgeninde yetişen neslimiz en azından insana dair bir sanatın olduğunu onun da adının tiyatro olduğunu bilebilsin. Tiyatroyaya da repliğiyle, jestiyle, mimiğiyle, metniyle, kavramıyla böyle eziyet edilmesin….

(*Kayyu; bilerek okunduğu gibi yazılmıştır. Zira ülkemizde hemen her kentte gösterilen bir çocuk oyunundaki tüm şarkıların İngilizce ve Fransızca olması bende gıcık yarattı. O nedenle Türkçe okunduğu gibi yazacağım.)


4 yorum:

  1. İzlediğin bu oyun hakkındaki görüşlerine sonuna kadar katılıyorum.Fakat oyunu sahneye koyanlar işin ticari boyutundan başka şeylerle ilgilenmiyor olmalılar ki,rezalet ve skandal kabilinden şeyleri sahneye sürmüşler.Aslında sende öfke yaratan hususları oyunu görenler umursamıyor malesef.Çocuklarının zaman geçirmesi için katlandıkları şey olarak bakıyorlar...Hani bilirsin,gösterişli afili oyuncaklar alırlar da çocuğun asıl istediği şeyin o oyuncakla birlikte oynanması olduğunu inkar ederler.Oyunu sahneye koyanların da bahanesi hazırdır.Güya çocukların Kayyu'yu canlı ve gerçek bir şeymiş gibi algılamasını istemişlerdir...Hatta bunu görmüş geçirmiş bir pedagoji uzmanı havaları ile yapacaklarına da adım gibi eminim.

    Gelelim Kayyu'ya.Bir ebeveyn gözü ile bakıldığı zaman gerçekten de mal Kayyu.Fakat çocuklar seviyorlar bunu,özellikle beş yaş altındakiler.Benim oğlan daha konuşmayı bile sökmeden bunu büyük bir dikkatle izlemeye başladı.Kayyu deyince o yerinde duramayan afacan oğlan sakinleşiyor,tv karşısında mıhlanıyordu.Eh kayyu bir kaç maceranın bir arada verildiği uzun bir çizgi dizi olduğundan bize de soluklanma fırsatı veriyordu:)Oğlum 3.5 yaşında ve birinci tercihi değilse de hala izliyor.Bir büyük gözüyle bakılınca saçma sapan görünen hatta bir devrimciyi ürperten bu dizide ne buluyorlar bu çocuklar,hep merak etmişimdir.Kanımca çocukların dünyayı anlamalarına,bulundukları aile düzenini ve kendi konumlarını kavramalarına yardımcı oluyorAnne baba ve çevre ile çatışmalar dizide verilmiyor,çünkü bunlar çözüme kavuşmuş olarak sunuluyor.Anladım ki,Oğlumun bana sormak isteyip de ifade edemediği için soramadığı bir çok sorunun cevabını buluyor Kayyu'da.Ayrıca her türlü çatışmanın mükemmel derecede çözümlenmiş olarak sunulması da mutlu ediyor onu.Çünkü Kayyu,istediği her şeyi hırçınlık,inatçılık yapmadan elde edebiliyor.Başlarda ben de senin gibi düşünmüştüm,ama artık Kayyuya bakışım farklı.Mesela Kayyu izleyerek çocuğuun ne istediğini anlamaya çalışıyorum bazen.Mesela Kayunun bir bölümünde dinazorlar varsa dinazorlu oyun oynadığımız zamanlar oldu,ya da Kayyunun bir bölümünde itfaiyeciler var diye itfaiye arabaları filan aldım.Hayli yararlı bir dizi,üstelik seviyorlar bunu...Bence bir sakıncası yok.Eskiden keloğlan masalları anlatılırdı,şimdi de kayyu var(ikisi de kel:)))

    Oğlum şimdi de Tom ve Jerry müptelası.Ona bakarak yaramazlık eyilimleri arttığından bazen bundan uzaklaştırmayı düşündüğüm oldu;ama bence Tom ve Jerry mükemmel.Belki de bütün zamanların en iyi çizgi filmi...Bundan mahrum etmek istemedim.Çünkü ilk olarak müthiş komik.İnanılmaz bir mizah duygusuna sahip.Bunu çokça izlemiş bir çocuğun asla mizah duygusundan mahrum olacağına inanmıyorum.İkincisi,ki bu çok önemli,arzunun yasa ile olan çatışması üzerine bir filmdir Tom ve Jerry.İçinde bulunduğumuz toplum her yerde ama her yerde arzuyu bastırıyor,ezmeye ve sindirmeye çalşıyor.Arzu gerçekten de bir fare deliğinde yaşıyor ve hayatta insanı gerçekten mutlu eden şeylerin çoğu kayyudaki gibi mükemmel uzlaşmalarla değil,hırsızlık ve kurnazlıkla elde edilebiliyor.Kısacası "kedi ile fare ile oynar gibi oynayan" arzunun yasak denilen şeylere karşı zaferi ile ilgili olduğu için Tom ve Jerry'i ben de oğlumla izliyorum ve Tomla Jerry'nin neden durmadan kavga ettiklerini oğluma izah edemesem de,onunla oturup izlerken oradaki müthiş mizahı anlamaya çalışması için bolca açıklamalar yapıyorum.

    Görkemcim ben aslında bu konuda bir blog yazısı yazmayı planlıyordum,ama üşeniyordum.O yüzden bir blog yazısı gibi olan yorumumu hoş görmeni rica edeceğim.Yazıların kesinlikle çok güzel.Yazmaya devam edersen,ben de izlemeye devam edeceğim.Başarılar.Şimdilik hoşçakal...

    YanıtlaSil
  2. Hakancım; katkıların veleştrin için teşekkür ederim. Ben de senin karikatürleri facebooktan izliyordum. Şimdi ayrıca bloglarını takibe aldım. Uzun süredir yazamıyordum. Umarım devam edebileceğim.
    Sana cevap yazıcam derken biraz dağıldım. O yüzden "Televizyon Öldüren Eğlence" isimli yeni bir yazıya dönüştürdüm yazdıklarımı. Sohbete burdan devam ederiz.

    YanıtlaSil
  3. Laaannnn nerden buldun o biletleriii???? Ergenekoncu seniiiii. Derin devlet değil derin milletsin valla :))

    YanıtlaSil
  4. Valla bir de üstüne para verdim de aldım. Sorma ya...

    YanıtlaSil