20 Şubat 2011 Pazar

Televizyon: Öldüren Eğlence

            Değerli arkadaşım Hakan İpek’in “Tiyatro, Tiyatro Olalı Böyle Eziyet Görmedi! …” başlıklı yazıma yaptığı yoruma cevap yazarak başlamıştım. Ama yazdıkça baktım ki bir yorum cevabını aştı. Bu nedenle televizyon tartışmasını içeren ayrı bir yazıya dönüştüreyim dedim.
             Televizyon tartışması kritik bir tartışma. Hele çocuk sahibi olup da onun neyi izleyip, neyi izlemeyeceğine karar vermeye başladıktan sonra daha da önem kazanıyor.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Tiyatro, Tiyatro Olalı Böyle Eziyet Görmedi ! …

                 İnsan niye tiyatroya gider? Yani mesela televizyon izlemek son derece konforlu bir etkinliktir. İçkinizi alıp, ayağınızı uzatabilirsiniz; beğenmezseniz başka bir kanala geçebilirsiniz. Sinema ise evdeki konforu vermese de görüntüsü ve ses kalitesiyle ayrı bir tat verir. Ama yine de birçok kişi tiyatrodan ayrı bir zevk alır. Oyunun ortasında kalkıp gidemeyeceğini, hıçkırık tutsa kıvranacağını, bir şey yiyip içme konforunun olmayacağını bile bile tiyatroya gitmek ister. Acaba niye? Ben bugün bu sorunun cevabını, olmayana ergi yöntemiyle öğrendim. Nasıl öğrendiğimi anlatacağım ama önce niçin ısrarla tiyatro sorusuna yanıt verelim.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Siyasal İslamın GDO'yla Dansı

İntihar, Müslümanlıktaki en ağır günahlardan biridir ve bu nedenle de müebbet cehennem cezası ile cezalandırılmıştır. (Ki ölmüşlerin bir daha ölmesi mümkün olmadığından müebbet kavramı bu anlamda sonsuz bir döngüye işaret eder.) İntiharın bu kadar ağır olarak cezalandırılmasının nedeni; Allah'ın verdiği canı ancak Alllah'ın alabilceği, kişinin kendi hayatı üzerinde dahi bu derece tasarruf yetkisi olamayacağı inancıdır.

O zaman dönüp AKP'ye sormak gerekir: İntihar ederek kendi hayatına son verme yetkine sahip olmayan insanlık, nasıl genler ve canlılar üzerinde değişiklik yapma ve hatta mülkiyet tesis etme yetkisine sahip olacaktır? Bu yetkinin Müslümanlığa göre münhasıran Allah'a ait olduğu kesin ise bu patentlerin sahiplerinin Allah'çılık oynamaya çalıştıkları kolaylıkla söylenebilir. Ne de olsa yeni bir canlı türü yaratmakta(!) ve ona sahip olmaktadırlar.

Yani? Yani AKP; patent sahibi yeni Allahçıklarımızın, bu ülkedeki elçileri yani peygamberleridir, desek yanlış olmaz. .

Beşikten Mezara Tarımsal Yakıtlar

Tarımsal yakıt… Fosil yakıtların 200 yıllık tüketiminin sonuçlarını bir dizi felaketler silsilesi olarak yaşayan ve en kötülerini henüz yaşamamış olan günümüz dünyasında kulağa çok hoş geldiği kesin. Hatta öyle hoş geliyor ki ABD Başkanı George BUSH, Şubat 2006’da yaptığı açıklamada sevincini gazetecilere şöyle dinlendiriyordu: "Çiftliklerimizde ot yetiştirerek enerji sektörüne atılabileceğiz! Otu biçip, enerjiye dönüştüreceğimiz günler yaklaşıyor!".(1). İşte tam bu noktada hafızasına birazcık neşter atanlar; dünya savaşları sonrası açlığı sonuna kadar yaşamışların dünyasında, yani 1960’larda da “yeşil devrim”in aynı derecede kulağa hoş geldiğini anımsayabiliyor.

Nükleer Enerji Karşıtlığının Politik Tutarlılığı (ya da başkasının sorununa çözüm ararken nükleer enerjiyi tartışmanın dayanılmaz hafifliği)

“Nükleer enerji konusunda, popularize edilmiş bilginin kullanımı ile yandaşlık ve karşıtlık oluşturma noktasına sürüklenilirse, her fikir için yeterli “kanıt” vardır. Sorunun kaynağı, teknolojinin göbeğinden bağlı olduğu üretim ilişkilerini ve kafamızda çoktan aklanmış olan “diğer” teknolojileri, “öcü” olmuş olan teknolojilerin yarısı kadar bile sorgulamıyor olmamızdır. Örneğin, uygar bir yaşam için insanlığın ortak değer yargısı batılı bir yaşam tarzını esas kabul ediliyorsa ve böylece dünyanın geri kalan 5/6’sının da bu 1/6’sı gibi yaşaması hedefleniyorsa, enerji nereden sağlanırsa sağlansın, muhtemelen bu gezegen böyle bir yaşam için sadece 5–10 yıl yeter! Görüldüğü gibi dünyanın ciddi bir kısmı zaten hiçbir zaman tüketme şansı bulamayacağı bir enerjinin alternatif teknikleri arasında taraf olmaya zorlanmaktadır. O zaman, bizlere düşen “vazife” ise sorunu sahiplenip, alternatifini üretmek yerine, herkese kendi sorununu iade etmektir.”

Sürdürülebilir Bir Yaşam Kurmak İçin Sıra Sende!

“Bugün çevre sorunlarıyla değil, küresel bir ekolojik krizle karşı karşıyayız. Ve bu kriz sadece doğanın değil, aynı zamanda insanın kendisini yeniden yaratmasının krizi. Tüm yaşamın sürdürülmesi tehdit altındayken, kapitalizm var ettiği göz kamaştırıcı teknolojisiyle bir Nuh’un Gemisi üretir mi bilmiyoruz, ama o gemide emekçi sınıflara yer olmadığı bir kesin.

Bu nedenle; sürdürülebilir bir yaşam kurmak için sıra sende!”